Web Tasarım, Yazılım: Kıvanç Pehlivan

SOSYAL HİZMETLERİN TEORİK DÜNYASINDAN SANATIN ÖZGÜR RENKLERİNE: İREM IŞIK İLE KADIN VE HAYAT ÜZERİNE

Röportajlar 2026-10-18

Asuman İrem Işık ; Kendinizden vazgeçmeden de sevebilir, üretebilir, sorumluluk alabilir ve başkalarının hayatına dokunabilirsiniz

KADIN AKTÜEL | EKİM SAYISI ÖZEL RÖPORTAJI
SOSYAL HİZMETLERİN TEORİK DÜNYASINDAN SANATIN ÖZGÜR RENKLERİNE: ASUMAN İREM IŞIK İLE KADIN VE HAYAT ÜZERİNE

"Bazı insanlar öğrendiklerini masalarda dosyalara değil, tuvallere ve duvarlara işlemeyi seçer. Kadın Aktüel Ekim sayımızda; sosyal hizmetler bölümünden mezun olmasına rağmen aldığı eğitimin kazandırdığı derin toplumsal empatiyi, profesyonel meslek hayatı yerine fırçasıyla tuvale ve mekânlara aktarmayı seçen, Muğla'nın sanat ve iş dünyasını bir araya getiren ressam ve muralist İrem Işık’ı ağırlıyoruz. Hayatın içinden, kadınlara, mekânların ruhuna ve sanatın iyileştirici gücüne dair çok özel bir söyleşi..."

— Bilal Baykan

Bilal Baykan: İrem Hanım merhaba. Kadın Aktüel okuyucuları için öncelikle İrem Işık’ın dünyasına adım atalım istiyoruz. Bize kendinizden, sosyal hizmetler eğitiminizden ve mezun olduktan sonra mesleği yapmak yerine rotanızı tamamen resme ve sanata çevirme yolculuğunuzdan bahseder misiniz?

Asuman İrem Işık: Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünden mezun oldum. Severek ve isteyerek okuduğum bu bölüm, mesleki anlamda kendimi bulmamı sağladı. Meslekte çok uzun süre geçirmemiş olsam da bana unutulmaz anılar, değerli insanlar ve daha önce deneyimlemediğim duygular kazandırdı.

Güzel sanatların ise hayatımda her zaman çok özel bir yeri oldu. Resimle tanışmam, ailemin beni küçük yaşlarda resim kurslarına göndermesiyle başladı. Lise yıllarıma kadar katıldığım yarışmalarda birincilikler elde ettim, çeşitli ödüller ve madalyalar kazandım. Ancak sanatı meslek olarak mı yoksa hobi olarak mı sürdüreceğime karar vermek o dönem benim için kolay değildi.

Üniversiteye hazırlandığım yıl güzel sanatlar sınavlarına girmek için aylarca bireysel eğitim aldım. Başvurumu yapmama rağmen o dönem yaşadığım çeşitli sorunlar nedeniyle sınavlara katılamadım. Bu benim için buruk bir süreçti. Ancak zamanla okuduğum bölümü de sevmeye başladım ve tamamladım.

Tüm bu süreç boyunca sanatla bağımı hiç koparmadım, sürekli çizim yapmaya devam ettim. Zamanla bireysel çalışmalarımı bir koleksiyona dönüştürdüm. Bir odada tablo üretmek artık bana yetmiyordu; sanatımı daha geniş alanlara taşımak ve mural (duvar resmi) çalışmaları yapmak istiyordum.

İlk mural çalışmamı, bir tanıdığımızın işletmesine yaptım. Mekânın enerjisini ve görsel çekiciliğini artıracağına inandığım bu fikri kendisiyle paylaştım ve olumlu karşılandı. İlk çalışmamda yaklaşık beş duvarda, aralarında üç boyutlu uygulamaların da bulunduğu farklı tasarımlar gerçekleştirdim.

Bu çalışma sonrasında farklı sektörlerden birçok işletmeyle çalışma fırsatı buldum. İşlerimin beğenilmesi ve yeni projelere dönüşmesiyle birlikte mural sanatına daha fazla yöneldim. Bugün de muralist olarak üretmeye, sanatımı farklı mekânlarla buluşturmaya ve her projede kendime yeni bir alan açmaya devam ediyorum.

Bilal Baykan: Sosyal hizmet, doğrudan insanın hayatına ve görünmeyen yaralarına dokunan bir alan. Bu işin teorik ve akademik eğitimini almış bir uzman olarak, bugün Türkiye’de sosyal hizmetlerin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dışarıdan bir gözle baktığınızda en çok hangi eksiklikleri görüyorsunuz?

Asuman İrem Işık: Sosyal hizmetler eğitimi bana insanlara yalnızca gördüğümüz hâlleriyle değil, yaşadıkları koşullar ve taşıdıkları hikâyelerle bakmayı öğretti. Bugün Türkiye’de sosyal hizmetleri düşündüğümde, en çok insanların yaşadıkları sorunlar karşısında ne kadar yalnız kalabildiklerini ve bazen en temel ihtiyaçlarının bile yeterince görünür olmadığını düşünüyorum.

Bence sosyal hizmetlerdeki en önemli meselelerden biri, insanlara yalnızca ihtiyaç duyduklarında destek sunmak değil, onları gerçekten anlamak ve toplumun bir parçası olduklarını hissettirmek. Çünkü her insanın kendine özgü bir hikâyesi var ve bazen bir insanın hayatında fark yaratabilmek için önce onu görmek, dinlemek ve anlamak gerekiyor.

Ben mesleğimi sahada sürdürmeyi tercih etmemiş olsam da aldığım eğitimin bana kazandırdığı bakış açısını hiçbir zaman geride bırakmadım. Bugün sanatla uğraşırken de aslında insanla kurduğum bağın farklı bir biçimde devam ettiğini düşünüyorum. Sosyal hizmetlerde insanın hayatına dokunmayı amaçlarken, mural sanatında mekânlara ve o mekânları kullanan insanlara dokunuyorum. Bir duvarı yalnızca boş bir yüzey olarak görmüyorum; oranın atmosferini değiştirebilen, insanlarda duygu uyandırabilen ve bazen kendilerini o mekâna daha ait hissetmelerini sağlayabilen bir alan olarak görüyorum.

Bana göre sosyal hizmetlerle sanatın ortak noktası, görünmeyeni görünür kılabilmeleri. Biri insanın ihtiyaçlarına ve yaşadığı zorluklara dikkat çekerken diğeri duygularına, hayallerine ve kendini ifade etme biçimine alan açabiliyor. İkisinde de insanı merkeze almak, onun hayatında bir iz bırakabilmek çok kıymetli.

Bu nedenle sosyal hizmetler eğitimimi yalnızca geçmişte tamamladığım bir bölüm olarak görmüyorum. İnsanlara, topluma ve yaptığım işe bakışımı şekillendiren bir temel olarak görüyorum. Bugün duvarlara resim yaparken de yalnızca görsel bir çalışma ortaya koymayı değil, insanların her gün karşılaştıkları mekânlarda onlara bir duygu, bir düşünce ya da güzel bir an bırakabilmeyi önemsiyorum. Çünkü inanıyorum ki bazen bir insana dokunmak için onun karşısında oturmanız, bazen de her gün baktığı bir duvara anlam katmanız yeterlidir.

Bilal Baykan: Sosyal bilimlerin kurallı, analitik ve bazen yıpratıcı gerçekliğinden sıyrılıp sanatın sınırsız dünyasına geçişiniz size ne hissettirdi? Resim yapmaya ne zaman başladınız ve sanatçı kimliğinizi nasıl tanımlarsınız?

Asuman İrem Işık: Aslında sanat benim için sonradan keşfettiğim bir alan değil, çocukluğumdan beri hayatımın içinde olan bir parçaydı. Küçük yaşlarda ailemin yönlendirmesiyle başladığım resim kursları zamanla benim için bir tutkuya dönüştü. O yaşlarda sanatın hayatımda nasıl bir yere sahip olacağını tam olarak bilmiyordum ama resim yapmanın bende çok özel bir karşılığı olduğunu hissediyordum.
Sosyal hizmetler bana insanı, toplumu ve yaşanan hikâyeleri farklı açılardan görmeyi öğretti. Sanat ise bütün bunları kendi dilimle ifade edebileceğim bir alan sundu. Bu iki alanı birbirinden tamamen ayrı görmüyorum. Biri bana insanı anlamayı öğretirken diğeri anladıklarımı, hissettiklerimi ve hayal ettiklerimi görünür kılma imkânı veriyor.

Bir tuvalin ya da duvarın karşısına geçtiğimde her şey benim için yeniden şekillenebiliyor. Bazen bir duyguyu, bazen bir düşünceyi, bazen de yalnızca içimden gelen bir fikri renklere dönüştürebiliyorum. Üstelik yaptığım işin başka insanların bulunduğu mekânlara dokunması, onların duygularında ve o mekânla kurdukları ilişkide bir karşılık bulması beni ayrıca mutlu ediyor.
Benim için sanat, kendimi ifade etme biçimi ve dünyayla kurduğum iletişimin bir parçası. Bugün muralist olarak çalışırken de amacım yalnızca bir duvarı güzelleştirmek değil; o mekâna bir ruh, bir hikâye ve insanların hafızasında yer edinebilecek bir iz bırakmak. Sanırım çocukken başladığım o yolculuk bugün hâlâ devam ediyor; sadece artık çizgilerim daha büyük yüzeylerde, daha geniş alanlarda hayat buluyor.
Bilal Baykan: Renklerinizi ve fırça darbelerinizi yönlendiren ana duygu nedir? Sahada çalışmasanız bile aldığınız sosyal hizmet eğitiminin, okuduğunuz veya incelediğiniz insan hikayelerinin, özellikle de kadınların görünmez yüklerinin tablolarınıza bir yansıması oluyor mu?Asuman İrem Işık: İlhamımı tek bir kaynağa bağlayamıyorum. Bazen bir duygu, bazen bir insanın hikâyesi, bazen de bir mekânın bende uyandırdığı his beni harekete geçiriyor. Renkleri ve formları seçerken yalnızca ortaya nasıl bir görüntü çıkacağını değil, o görüntünün insanlarda nasıl bir his bırakacağını da düşünüyorum.


Eğitimimin sanatımda önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum. Bu eğitim bana insanı içinde bulunduğu çevreden bağımsız değerlendirmemeyi, ihtiyaçlarını ve davranışlarını anlamaya çalışmayı öğretti. Bugün mural çalışmaları yaparken de benzer bir bakış açısıyla hareket ediyorum. Bir mekâna gittiğimde yalnızca boyanacak duvarı görmüyorum; oranın kimler tarafından kullanıldığını, nasıl bir atmosfere sahip olduğunu ve yapacağım çalışmanın bu atmosfere nasıl katkı sağlayabileceğini düşünüyorum.
Örneğin bir kafenin duvarını tasarlarken oraya gelen insanların kendilerini nasıl bir ortamda hissetmelerini istediğim önemli. Daha sıcak, enerjik, huzurlu ya da merak uyandıran bir atmosfer yaratmak için renkleri, figürleri ve duvarın mimari yapısını birlikte değerlendiriyorum. Çünkü mural sanatında eser, yalnızca karşısında durup izlediğiniz bir çalışma değil; insanların günlük hayatlarının içinde yer alan, mekânla birlikte yaşayan bir parça. İnsanlar o duvarın önünde vakit geçiriyor, fotoğraf çekiyor, sohbet ediyor ve bazen farkında olmadan o mekânla bir bağ kuruyor. Benim için yaptığım işin en güzel taraflarından biri de bu.

 


İnsan hikâyelerine ve özellikle kadınların görünmeyen yüklerine duyduğum hassasiyet de bakış açımı besliyor. Her çalışmam doğrudan toplumsal bir meseleyi anlatmasa da insanın kendini ifade edebilmesi, özgür hissetmesi ve bulunduğu yerde bir aidiyet duygusu geliştirmesi benim için değerli. Sanatın insanlara kendilerini farklı şekillerde ifade etme alanı açabildiğine inanıyorum.
Bu nedenle sosyal hizmetler eğitimiyle mural sanatını birbirinden tamamen ayrı iki alan olarak görmüyorum. Biri bana insanı ve çevresini anlamayı öğretti, diğeri ise bu anlayışı renklerle, formlarla ve mekânlarla ifade edebileceğim bir alan sundu. Bugün duvarlara yalnızca resim yapmıyorum; o mekânın ruhuna uygun bir hikâye oluşturmayı ve insanların gündelik hayatlarına küçük de olsa güzel bir dokunuş katmayı amaçlıyorum.

Bilal Baykan: Toplumun yükünü çoğu zaman en ağır biçimde omuzlayanlar kadınlar oluyor. Sosyal hizmetler disiplinini bilen bir kadın olarak elinizde sihirli bir değnek olsaydı; kadınların en çok ihtiyacı olduğunu düşündüğünüz hangi uygulamayı, destek modelini ya da merkezi derhal aktif ederdiniz?


Asuman İrem Işık: Kadınların bendeki yeri her zaman çok başka oldu. Bu nedenle böyle bir imkânım olsaydı, öncelikle kadınların kendilerini güvende, özgür ve eşit hissedebilecekleri; ihtiyaç duyduklarında da kolayca ulaşabilecekleri kapsamlı bir destek sistemi oluşturmak isterdim.

Günümüz Türkiye’sinde kadınların yaşadığı sorunların yalnızca tek bir başlık altında değerlendirilemeyeceğini düşünüyorum. Güvenlik, ekonomik bağımsızlık, eğitim, istihdam ve toplumsal hayata eşit katılım birbiriyle bağlantılı konular. Burada önemli olan, kadınları yalnızca korunması gereken bireyler olarak görmek değil; kendi hayatları hakkında karar verebilen, üreten, dönüştüren ve toplumun her alanına değer katan bireyler olarak desteklemek.


Benim önceliğim; psikolojik ve hukuki desteğin, mesleki eğitimin, istihdam olanaklarının ve gerektiğinde güvenli barınma hizmetlerinin bir arada sunulduğu, erişilebilir kadın destek merkezleri olurdu. Bir kadın hayatının herhangi bir döneminde zorluk yaşadığında, nereden başlayacağını bilmediği için yalnız kalmamalı. İhtiyaç duyduğu desteğe ulaşabilmeli ve kendi hayatını yeniden şekillendirebilmesi için gerçek fırsatlara sahip olmalı.
Bununla birlikte, kadınlara yönelik duyarlılığın yalnızca sorunlar yaşandıktan sonra ortaya çıkmasını yeterli bulmuyorum.

Çocukluktan itibaren eşitlik bilincinin geliştirilmesi, kadın emeğinin görünür kılınması ve toplumsal önyargıların sorgulanması da çok önemli. Çünkü kadınların hayatını iyileştirmek yalnızca kadınların meselesi değil; daha adil ve sağlıklı bir toplum kurabilmenin de bir parçası.

Sanatla uğraşan biri olarak görünür olmanın ve kendini ifade edebilmenin ne kadar kıymetli olduğunu da düşünüyorum. Kadınların yalnızca seslerinin duyulduğu değil, kendi hikâyelerini özgürce anlatabildikleri, yeteneklerini geliştirebildikleri ve hayallerini gerçekleştirebildikleri alanların çoğalmasını isterdim.
Çünkü benim için mesele kadınları bir kalıba sığdırmak ya da onlar adına karar vermek değil; her kadının kendi yolunu seçebileceği koşulları oluşturmak. Bir kadının kendini güvende hissetmesi, emeğinin karşılığını alması ve potansiyelini gerçekleştirebilmesi yalnızca onun hayatını değil, çevresindeki pek çok hayatı da olumlu yönde etkiler. İmkanım olsaydı kadınların hayatlarına tam da bu özgürlüğü, güveni ve fırsat eşitliğini kazandırmak için kullanırdım.

Bilal Baykan: Ekonomik bağımsızlıktan şiddete, eğitim hakkından toplumsal rollere kadar pek çok başlık konuşuluyor. Size göre hayatın tam ortasında duran bir kadının karşı karşıya olduğu en büyük, en köklü sorun nedir ve bu döngüyü kırmak için ilk adımı nereden atmalıyız?

Asuman İrem Işık: Bence bugün bir kadının karşılaştığı en temel sorunlardan biri, kendi hayatı üzerinde ne kadar söz sahibi olabildiği. Çünkü ekonomik bağımsızlıktan eğitime, toplumsal rollerden güvenliğe kadar pek çok konu dönüp dolaşıp kadının kendi kararlarını özgürce alabilmesine dayanıyor.


Bir kadının ne olmak istediğine, nasıl bir hayat kuracağına ya da hangi hayalin peşinden gideceğine karar verirken kendini sınırlanmış hissetmesi çok önemli bir mesele. Üstelik bu sınırlamalar her zaman açıkça karşımıza çıkmıyor; bazen toplumsal beklentilerde, bazen alışkanlıklarda, bazen de kadınların kendilerinden beklenen sorumluluklar arasında kendi isteklerini geri plana atmak zorunda kalmalarında kendini gösteriyor.
Elbette güvenlik ve şiddet gibi konuların hayati önemini de unutmamak gerekiyor.

Bir kadının kendini güvende hissetmediği bir yerde özgürce yaşamasından, hayallerini gerçekleştirmesinden ya da geleceğini planlamasından söz etmek mümkün değil. Bu nedenle hem koruyucu mekanizmaların güçlendirilmesi hem de kadınların ekonomik ve sosyal açıdan desteklenmesi büyük önem taşıyor.
Bence bu döngüyü kırmanın ilk adımı, eşitlik anlayışını hayatın en erken dönemlerinden itibaren güçlendirmek. Kız çocuklarının hayallerini sınırlamadan büyüyebildiği, kadınların emeklerinin görünür olduğu ve kendi kararlarının saygıyla karşılandığı bir toplum için hepimizin sorumluluğu var. Bunu yalnızca kadınların mücadelesi olarak görmek de doğru değil; bu, toplumun tamamını ilgilendiren bir konu.


Sosyal hizmetler bana her insanın kendi hikâyesi ve koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini öğretti. Sanatla uğraşırken de insanların kendilerini ifade edebilecekleri alanların ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlıyorum. Kadınların da kendilerini özgürce ifade edebildikleri, yeteneklerini ortaya koyabildikleri ve başkalarının beklentilerinden bağımsız olarak kendi yollarını çizebildikleri bir dünyada yaşamalarını isterim.


Çünkü benim için mesele kadınların ne kadar güçlü olduklarını kanıtlamak zorunda kalmaları değil; güçlü olmak zorunda hissetmeden de yaşayabilecekleri, destek görebilecekleri ve kendi seçimlerini yapabilecekleri koşullara sahip olmaları. Bence asıl değişim, kadınlardan sürekli mücadele etmelerini beklemek yerine onların önündeki engelleri birlikte kaldırmaya başladığımızda gerçekleşecek.

Bilal Baykan: Diplomasını aldığı mesleği yapmak yerine kendi iç sesini dinleyerek sanata yönelen bir kadın olarak; kendi hikayesini yazmaya çalışan, toplumsal beklentilerle kendi hayalleri arasında sıkışmış kadınlara Kadın Aktüel Ekim sayısı aracılığıyla ne söylemek istersiniz?

Asuman İrem Işık: Kadınlara söylemek istediğim en önemli şey, kendi hayatlarında kendilerine de yer açmaları. Bazen başkalarının beklentilerini karşılamaya, sorumluluklarımızı yerine getirmeye ve herkes için bir şeyler yapmaya o kadar odaklanıyoruz ki kendi isteklerimizi ertelemeyi alışkanlık hâline getiriyoruz. Oysa insanın kendi hayallerine emek vermesi bencillik değil, kendine duyduğu saygının bir parçası.
Toplumun bize biçtiği rollerin, başkalarının bizim için çizdiği sınırların ya da başarısız olma korkusunun hayatımızı bütünüyle şekillendirmesine izin vermemeliyiz. Elbette herkesin koşulları farklı; bazen sorumluluklar, bazen imkânların kısıtlı olması, bazen de yeniden başlama korkusu önümüze engeller çıkarabiliyor. Bu yüzden kadınlara yalnızca cesur olmalarını söylemenin yeterli olmadığına inanıyorum. Birbirimizi desteklememiz, birbirimizin başarılarına alan açmamız ve kimsenin yolculuğunu başka bir kadınla kıyaslamamamız da çok önemli.


Kendimize bir şeyleri kanıtlamak zorunda hissetmeden, başkalarının hayatlarına yetişmeye çalışmadan, kendi hızımızda ilerleyebilmeliyiz. Bazen bir adım atmak, bazen beklemek, bazen de yön değiştirmek gerekir. Bunların hiçbiri başarısızlık değildir. Önemli olan, seçimlerimizi korkularımızın ya da başkalarının beklentilerinin değil, kendi değerlerimizin ve isteklerimizin de belirlemesine izin vermek.

Kadın Aktüel okurlarına mesajım şu: Kendinizden vazgeçmeden de sevebilir, üretebilir, sorumluluk alabilir ve başkalarının hayatına dokunabilirsiniz. Hayallerinizin gerçekleşmesi için her şeyin mükemmel olmasını beklemeyin; kendinize küçük de olsa bir başlangıç alanı yaratın. Birbirimizin önünü kesmek yerine birbirimize yol açtığımızda, yalnızca kendi hayatlarımızı değil, bizden sonra gelen kadınların imkânlarını da değiştirebiliriz.
Çünkü bir kadının kendi ışığını ortaya çıkarması, başka bir kadının ışığını azaltmaz. Aksine birbirimize alan açtıkça hepimiz için daha aydınlık bir yol mümkün olur.