Web Tasarım, Yazılım: Kıvanç Pehlivan

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Op. Dr. Seçil Günay Avcı Kadın Aktüel Haber İçin Yazdı

Anne ve Çocuk Sağlığı 2026-03-12

Kadın Aktüel Haber Kurucusu Bilal Baykan Ziyaretlerine Op.Dr. Seçil Günay Avcı ile devam etti

Merhaba

Ben Dr. Seçil Günay Avcı. Operatörüm; çünkü ameliyat yapıyorum. Doktor öğretim üyesiyim; çünkü 2016’dan 2023’e, Muğla’ya gelmek için istifa edene dek ebelik ve tıp fakültelerinde eğitmenlik yaptım. 1991’de Muğla Anadolu Lisesi’nin ilk mezunlarından olup Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne giden, özel hastanelerde çalıştıktan sonra Bakırköy’de 15 yıl hastalarıyla aile kadar yakın olma şansını yakalayan, özel hekimliğin lezzetine kendi muayenehanesinde varan bir hekimim. Milas doğumlu bir kadın ve bir anneyim. Merhaba.

Muğla merkezde açtığım muayenehanem henüz bebeklik aşamasındayken, kendime yıllardır veremediğim zamanı hediye ederek Kadın Aktüel dergisinde zaman zaman sizlerle dertleşmek, sohbet etmek üzere bu satırları yazıyorum. Tekrar merhaba.

Öğretmen bir çiftin, doğumda kaybettikleri ilk kızlarından hemen sonra evde ebe ile doğmuşum. Ebemin ismini göbek adım olarak koyup "Fatma Ana eli değsin" diye dua etmişler. Annem beni emzirirken kardeşime hamile kalmış. 70’li yıllarda gebelikten korunma yöntemleri oldukça kısıtlı olduğundan, pek çok kadın gibi o da hayatının güzelim yıllarını hep plansız gebelik korkusuyla geçirmiş.

Babamın Güllük Ortaokulu’na müdür olarak tayin olmasıyla, çocukluğumun geçtiği o balıkçı köyüne, eski bir lojmana taşındığımızı hatırlıyorum. Bahçesi denizle sınır olan, balık lokantasından bozma bu lojmanda öğretmen çiftin 3 ve 4 yaşlarındaki iki çocuğuna ilk öğrettikleri şey, tabii ki yüzme oldu. Hemen denize atıverdiler kardeşimle beni; okula başlamadan öğrenmiştik yüzmeyi. Annemin bir korkusu daha azalmıştı hayata dair.

Çocuklar; güneş, deniz, yani D vitamini ve iyotla büyürdü o zamanlar. Tüm arkadaşlarım ilkokula başlayınca, yaşıma başıma bakmadan ortalığı ayağa kaldırıp gayriresmî olarak, okumayı sökünce de resmî olarak daha 6 yaşına basmadan okula başlamış bulundum. Köy okulunda sobamızı kendimiz getirdiğimiz çıralarla tutuşturur, sınıf temizliğini kendimiz yapardık. Ama aynı zamanda mikroskopla soğan kabuğuna bakıp barometremizle meteorolojik rapor da tutardık. Her sabah derse girmeden önce Japonlar gibi okul bahçesinde egzersiz yapardık. O zamanlar şekil değil, içerik ön plandaymış meğer.

Hıdırellezde ve okul gezilerinde gittiğimiz kırlarda lale, nergis, yabani orkideleri toplar; köklerini, taç yapraklarını inceler, meyveleri dalından yerdik. Yıllar sonra gittiğim yabancı kongrelerde çevremizdeki ağaçları isimleriyle biliyor olmam meslektaşlarımın dikkatini çekmiş, "Türkiye’de tıp dersleri arasında botanik de mi var?" diye sormuşlardı. Şimdilerde çocukları çok yönlü yetiştirmenin ve sorumluluk vermenin önemi üzerine eğitimlere paralar harcanırken, o zamanlar bunlar birer öğreti değil, çoktan davranış kalıbı olmuştu.

Anadolu Lisesi ile Muğla dönemim başladı. Hayatımda ilk kez külotlu ince çorap giymek zorunda kaldığımı, derimin nefes alma özgürlüğünün kısıtlandığını ve bundan hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Niye biz de pantolon giyemiyorduk sanki? Ama o zamanlar isyan etmek yoktu. Okulumuzun kendine ait bir binası henüz yoktu; Orman Genel Müdürlüğü’nde bize bırakılmış birkaç oda ve 72 öğrenciden oluşan bir okulduk. Sınıflarımız beyaz fayans kaplı ve lavabolu -sonradan anlıyoruz ki tuvaletten bozma- olsa da fiziksel şartlara takılan kimse yoktu. İngilizce münazaralar düzenliyor, teneffüslerde Türkçe konuşana ceza yazıyor, Arthur Miller ve Orwell okuyorduk. Matematik, fizik, kimya derslerimiz ve tüm kitaplarımız İngilizceydi. Bu eğitim; gerek tıp kariyerimde, gerek girdiğim dil sınavlarında ve gerekse yabancı kongrelerde bilgiyi ilk ağızdan, aracısız ve yorumsuz edinme şansını verdi bana.

Üniversite zamanı gelmişti; yolum Cerrahpaşa ile kesişti. Ne tesadüf ki eşim de benimle aynı lisede, hazırlıktan beri yedi yıl boyunca okumuştu. Aynı sene o da İnşaat Mühendisliği için İTÜ’ye gitti. Ben uzmanlığımı bitirirken o, çelik yapılar üzerine yüksek lisansını yaptı ve kendi proje ofisini açtı. Kızımız ilkokula başlarken çalıştığım özel hastane çok yoğundu; artık kendi muayenehanemi açma zamanım gelmişti. Hastalarıma ve kendime dilediğim zamanı ayırabilmek, istediğimiz hastanede ameliyat ve doğum yaptırabilme özgürlüğü çok güzeldi. Oğlumu bu serbestlik içinde kucağıma aldığımda 39 yaşındaydım.

İlk gebeliğin acemice rahatlığını, ikinci gebeliğin olgunca vesvesesini, hiç çocuksuz ve tek çocukluyken gebeliğin nasıl olduğunu bizzat deneyimledim; vajinal doğum yapan bir jinekolog oldum. Çocuklarımı büyük bir şehirde, yoğun çalışan iki ebeveyn olarak büyütürken büyüklerimin hayatlarının bitişine şahit oldum. Bakıcılarla, teyzelerle, yatılı yardımcılarla yaşamayı öğrendim. Geceleri doğumlara güvenle gidebilmek için saçlarımı kısaltıp kasket takmayı, arabamın camlarını karartmayı öğrendim. Muayenehanemde hem işletmeci, hem insan kaynakları, hem resepsiyon, hem hastabakıcı hem de doktor olmayı öğrendim.

Ve bir gün İstanbul’daki hastalarıma Muğla’ya taşınmaya karar verdiğimi söyledim. Evimi, işimi ve hatta sekreterimi de alıp memleketime, köklerime döndüm. Şimdi burada; bir kadın olarak 53., bir anne olarak 23. ve bir hekim olarak 29. yılını bitirirken yaşamımın;

Gelin sizlerle bundan böyle benim spekulumumdan (jinekolojik muayenede vajina içine bakmak için kullanılan tıbbi alet, halk arasındaki ismiyle "kaşık") bakalım KADINA.

Ne dersiniz?

Op. Dr. Seçil Günay Avcı Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi